15 Kasım 2015 Pazar

Bir Küçük Prens : Antoine de Saint-Exupéry



          Yirminci Yüzyıl, dünya zamanının en karanlık, en vahşi, en acılı yüzyılıdır desek yanılmış olmayız. Kendisinden önceki tüm zamanların bilgeliğini, ilmini, tecrübesini ve birikimini kayıt altında tutan ve bu edinimlerle dünyayı daha yaşanabilir hale getirmesi beklenen insanoğlunun, 25 yıl arayla iki dünya savaşı çıkararak yaşadığı dünyayı acıya boğması ikilemini yine insanoğlunun muhakemesine bırakalım.
            Acılar ve yıkımlar sanatın en güçlü besin kaynağıyken, sanat, bu ikisinin en tesirli panzehiri olarak çıkar karşımıza. Nitekim, Yirminci Yüzyılın ilk yarısı savaşlar çağıyken, ikinci yarısı savaş karşıtı oluşumların, sivil hareketlerin, sanat eserleriyle insanoğluna erdemli mesajlar veren etkili sanatçıların ve eserlerin çağı olacaktır.
            Bu kanlı yüzyılın en çok okunan kitaplarını merak eden bir okur, Yüzüklerin Efendisi ve Küçük Prens isimlerine ulaşacaktır, sırasıyla. Daha dikkatli bir okur, her iki eserin yazarının da savaştan bizzat ve derinden etkilendiklerini keşfedecektir. Yüzüklerin Efendisi kitabının yazarı J.R.R. Tolkien, Birinci Dünya Savaşı'na bizzat katılırken, İkinci Dünya Savaşı'nda oğlunun cepheden dönmesini endişeyle bekleyecektir. Küçük Prens'in yazarı Antoine De Saint Exupery ise, pilot olarak görev yaptığı İkinci Dünya Savaşı sırasında hayatını kaybedecektir. Ama gerçek bir okur, her iki eserden de buram buram dostluk, erdem, paylaşım, sağduyu ve sevgi kokusu alacaktır.
            Antoine De Saint Exupery 1900 yılında Fransa'nın Lyon şehrinde gelir dünyaya. Henüz dört yaşında babasını kaybedince zor zamanları başlar, bir anne ve beş çocuğundan müteşekkil kalan ailenin. Kardeşinin ölümü aileyi ve küçük Antoine'ı bir kez daha sarsacaktır, kısa hayatının ilk yıllarında. Okulunda işleri pek de yolunda gitmeyen, ödevlerini yapmayan bu çocuğun geceleri evde elektriği kesilmiş midir gerçekten, bilemeyiz ama geceleri karanlık odasının penceresinden evlerinin hemen yanındaki ışıltılar içindeki hava alanını meraklı gözlerle izlediğini tahmin edebiliriz. Dahası, adrenalinin bu karşı konulmaz çağrısına tutkulu bir heyecanla icabet eden küçük Antoine, gizlice havaalanına girecek, uçaklara yakından bakma imkanına kavuşacak ve on iki yaşında, çılgın bir pilotun himayesinde ilk kez uçuşun tadına varacaktır. Bu ilk uçuş, onun hayatının da rotasını çizecektir.
            Zamanı biraz ileri sardığımızda, 1935 yılında Büyük Sahra çölünde rastlarız Saint-Exupéry'e... 150 bin Frank ödüllü bir iddianın peşinde uçarken uçağı çöle düşmüş, günler sonra çöl sakinlerince kurtarılmıştır. İşte çölde geçirdiği bu günler, Küçük Prens'i insanlığa armağan edeceği yaratım sürecinin de başlangıcıdır. O tarihten itibaren  kafasında ve yüreğinde büyüttüğü Küçük Prens'i 1943 yılında okurlarının hatırasına sonsuza dek  teslim edecektir.
            Uçağının sırtında kimileyin bir posta servisi, kimileyin Arjantin'de bir bölge sorumlusu, kimileyin de İspanya İç Savaşında savaş muhabiri olarak görürüz büyük yazarı. Ancak uçmaktan duyduğu haz yüreğine sığmaz, kaleme gereksinim duyar ve ardı ardına okurlara ulaşır, gökyüzünden süzdüğü heyecan ve bilgelik dolu sıcacık kitaplar.
            Ne var ki İkinci Dünya Savaşı, genç yazarı, kendisinin yazamayacağı bir başka öykünün içine çekecektir. Komutanlarının, sağlık durumunun savaş şartlarına uygun olmadığı ikazına rağmen askere yazılacak ancak  Fransa'nın yenilgisi üzerine ABD'ye gidecektir. Ülkesinin işgal altındaki durumu onu çok üzmektedir ve daha fazla kayıtsız kalamayarak ABD ordusuna katılarak yüzbaşı rütbesiyle Avrupa'ya geçecektir. Görevi Alman kuvvetlerinin hareketini havadan izlemektir. Ancak 31 Temmuz 1944'te uçağı vurulacak ve Küçük Prens'in yazarı, Akdeniz'in sıcak sularında sırra kadem basacaktır, insanoğlunun savaş yaralarına yara bandı gibi gelen küçük kahramanı gibi...
            Zamanı bir 65 yıl daha ileri sardığımızda, Hors Rippert adlı bir eski Alman pilotun, “İçinde kimin olduğunu bilseydim ateş etmezdim.” açıklamasında bulunarak uçağı kendisinin vurduğu itirafı, insanoğlunu, savaşma güdüsünü gözden geçirmeye bir kez daha davet eder gibi çıkar ortaya. Daha da dokunaklı olansa, Ruppert'in, Exupery'nin en sadık, en hayran okurlarından biri olması... İste savaş bu yüzden çirkindir. Karşımızdakinin iyi bir insan, nişanlı, eş, sevgili, baba, dost, şair, en önemlisi de bizim gibi bir insan olduğuna değil de, düşman olduğuna inandırır bizleri. Barut dumanı dağıldığındaysa, incittiğimiz insanlık onurumuz, çocukluğumuz, güzelliğimizdir sere serpe caddelerde yatan.
            Gökten üç elma düşmüş, içindeki çocuğun sözünden hiç çıkmayanların başına...           

           (Bu yazı, AdrenalinGo dergisinin Ekim sayısında yayımlanmıştır.)


3 Kasım 2015 Salı

AdrenalinGo Dergisi'nde Yazıyorum

     Efendim, AdrenalinGo Dergisi, Türkiye'de tekmil adrenalin sporlarıyla ilgili ilk ve tek ulusal dergi olma niteliğini taşımakta olup, an itibariye 3. sayısına hazırlanan genç bir girişimdir. Gerek görselliği, gerek zengin içeriği, gerekse kalitesiyle alınıp incelenmeye değer bu dergiye "Tarihin Çılgınları" adlı köşemdeki masal tadında yazılarımla katkıda bulunuyorum. Edinip tadını çıkarmanızı öneririm.
     Kenan Sofuoğlu, Şahika Ercümen gibi gözde isimlerle ilgili bölümler içeren 3. sayı birkaç gün içinde raflarda yerini alacaktır. Bilginize...
     Abone olmak için: http://www.adrenalingo.com



Şaban Çuman - Lütfen Beni Unutma

Kendi şarkılarımla beraber sanırım kendi tarzım da oluşmaya başladı... Sevdim tarzımı... :)