deniz kokulu memleketim...  

Posted in



"memleketim memleketim memleketim,
ne kasketim kaldı senin ora işi
ne yollarını taşımış ayakkabım,
son mintanın da sırtımda paralandı çoktan,
şile bezindendi.
sen şimdi saçımın akında,
enfarktında yüreğimin,
ve alnımın çizgilerindesin, memleketim,
memleketim memleketim


yine cisil cisil mi yağıyor yağmur uzun sokağın taşlarına
ganitanın kayıklarında martılar gizliden gizliye öpüşüyorlar mı
deniz kokulu kentimi düşünüyorum orhan veli'nin istanbula inat
anıların şehrini düşünüyorum ayrılıkların ötesinde bir yerden
taşbaşının dar sokağından denize inen simitçinin ve hamsicinin sesi geliyor
tavada cısır cısır öten tereyağının kokusuna
meydanındaki limoncunun tablasına bir hoş olmuşum
deniz kokulu kentimi düşünüyorum orhan veli'nin istanbula inat
varsın yağsın yağmur cisil cisil üstüne
ellerin cebinde ya, yürüyorsun ya o şehrin sokaklarında, yağmurdan sanane
yürüyüp gitmeli limana, oradan da mendireğe, taa ucuna kadar
ve çökmeli bir taşın üstüne
ama karayel patlamış, fırtına varmış, dalgalar adam boyuna geliyorlarmış, ıslanıyormuşsun
vakit de akşamlardan bir akşammış sanane
kalkanoğlunun pilavını
mehmet salih'in çayını
bodos'un meyhanesini
gülbahçenin dönerini
ve pazar sabahlarının vazgeçilmez peynirlisini çekiyor canım
deniz kokulu kentimi düşünüyorum orhan veli'nin istanbula inat
yeşilin bin tonunu koynunda barındıran
yüce karlı dağların bile selam durduğu o güzelim şehre,
istanbul'un soğuk ve çirkin akşamlarından binlerce kez.......
meydandan kalktık mıydı saate varmaz hamsiköydeyiz
konakoğlunda oturur başbaşa sütlaç yeriz
naraburnundan eser bir rüzgar, olur içimiz tertemiz
bu sene gidemiyorum, seneye birlikte gideriz. "


VOLKAN KONAK

bu ülkede vatansever olmak ne zaman yasaklanacak kuzum?  

Posted in



günlerdir hem televizyondan, hem de gazetelerin gündem sayfalarından uzak duruyorum. internetten de girdiğim haber sitelerini açmıyorum. çiftlik oyunu oynuyorum günlerdir. tahammül edemeyeceğim haberleri seyretmek istemiyorum. öyle ya, yapabileceğin bir şey kalmamış artık. vatan hainleri, bildiğimiz eşkıyalar kahramana dönüşmüş. bir duygu seli, bir heyecan, bir dalgalanmadır gidiyor. dilimin ucuna gelen yüzlerce ağzıbozuk cümleyi geri tepmek durumunda kalıyorum, çünkü vatanını sevmenin de suç sayılabileceğinden işkilliyim artık. öyle ya, her şey tersine döndü.


dost ve kardeş bir ülkenin bayrağı stadyuma sokulmayacak kadar sakıncalı bulunurken terör örgütünün sözde bayrağının dalga dalga dalgalandırıldığı bir ülkede yaşıyorum ben. söylediklerime dikkat etmek zorundayım.


aşağıda uzun bir boşluk bulacaksınız... aslında boşluk değil orası. anlayan anlar


.......................................................................................................................................................................


.......................................................................................................................................................................


.......................................................................................................................................................................


......................................................................................................................................................................


.......................................................................................................................................................................

nobel barış ödülü benim olsun muuu?  

Posted in



nobel barış ödülü Barack Obama'ya layık görülünce, dünya üzerinde herkes (sanıyorum Obama'nın kendisi bile) büyük bir şaşkınlık içerisine girdi, biliyoruz. bu ödülü kararlaştıran komitenin kimlerden (ya da nelerden diyeceğim artık) oluştuğu ister istemez merak uyandırıyor. yani henüz herhangi bir icraatı olmayan ter-ü taze bir başkana mı verildi bu ödül ki somut bir icraati olmayan birine bu ödülü uygun görmek trajikomedidir; yoksa Irak ve Afganistan başta olmak üzere (İran üzerindeki açlığıdan ve Filistin çıkmazındaki çanak tutuculuğundan sözetmeme gerek yoktur herhalde) dünya üzerinde barış adına hiç de iç açıcı bir sicili olmayan ABD başkanına mı verildi? bu trajikomediyi aşar, trajediye dönüşür ve o komitedeki insanların barış kavramına uçurumun tersinden baktığının resmidir.

yoksa bu ödül bir umuda mı verildi dersiniz? belki de bu en olumlu bakış açısıdır. yani o insanların barışa dair bir umutlarının varlığından artık söz etmeye başlanabilir demektir bu... aynı zamanda akla şu soru geliyor, bu son olasılıkla: sözü geçen komitede medyumlar mı vardır ki, Obama'nın henüz gerçekleştirmediği barışçıl icraatlar ödüle layık görülmüştür.

aslında nobel barış komitesinin üyelerinden birinin 1939 yılında Hitler'i bile Noel Barış Ödülü'ne aday göstermeyi komisyona teklif ettiğini göz önüne alacak olursak, bu komitedekilerin barıştan ne anladığını daha iyi analiz ederiz. Banu Avar Nobel Belgeseli ve Sınırlar Arasına isimli kitabında konuyu çok iyi irdelemiş. öneririm...

dinamit'in mucidi, kendi kardeşinin bile ölümüne sebep olmuş Alfred Nobel'in, vicdan azabının etkisiyle vasiyet ettiği bu ödülün verdiği saygınlık neden arzulanır, neden bu kadar önemsenir, onu da anlamış değilim. yıllarını edebiyata, sanata (ki bu kavramlar akla zerafeti, inceliği, hümanizmi getirir her zaman) adayan bir edebiyatçının, bir yazarın ya da saygın bir liderin, neden bir kimyagerin vasiyeti olan ödüle susadığını buyrun çözün. para mı dediniz? yok canııım... olamaz.

Türkiye'yi her fırsatta tarihiyle yüzleşmeye davet eden batılı ülkeler, nedense kendi kirli tarihleri üzerinde inşa ettikleri şaşaalı şatolarının pencerelerinden bu tür ödülleri birbirlerine paslayıp dururlar. yoktur aslında birbirlerinden hiçbir farkları. barış kavramı onlar için atık hangi anlamları yüklenmiştir, bunu bilemeyiz ama bütün bu olanlar konu hakkında ipucu küçük ipuçları vermekte. nobel ödülüne verdikleri değer de bu anlayışlarının bir aks-i sedasından başka bir şey değildir. elbette dinamiti icad eden adamın layık gördüğü ödülü almak için yarışacaklardır. barıştan anladıkları şey budur...

ben de kendi aday listemi oluşturdum, barış ödülü için... ama benim listemdekilerin hiçbiri, bu ödülü kabul etmezdi herhalde. yine de barışa bir ABD başkanından daha fazla katkıları olduğuna kesinlikle eminim.
















sultanahmet'te türk olmak  

Posted in

ramazan bayramını istanbul'da geçirmeye karar verir, istanbul'a yeni yeni alışmaya çalışan saf bir öğretmen... cânım istanbul'u gezdirmek, birlikte gezmek, aslında biraz da bayamda eve gidememenin ağırlığını hafifletmek için de yeğenini davet eder.
bu iki saf, sultanahmet'e inerler. önce kalacak yer ayarlamalıdırlar, dolayısıyla sultanahmet civarında otel keşfine çıkarlar. ortadireğin sadık birer mensubu oldukları için, gösterişli otellerin ancak yanından geçerler. fiyat tarifesi sormaya zahmet bile etmezler. daha mütevazi otellere girerek fiyat tarifeleri hakkında bilgi almaya çalışırlar.
ilk uğradıkları otelde, otelcinin "yetmiş" sözünü euro değil de tl olarak algılayarak ilk golü yerler. kendi ülkelerinde, üstelik AB üyesi olmayan, bir türlü olamayan, ama nedense AB ülkelerinden çok daha AB üyesiymiş gibi davranan kendi ülkelerinde tarifelerin neden ülkenin yasal para birimi TL üzerinden değil de EURO üzerinden konulduğunu, nedense garipsemezler.
devam ederler otel arayışına. karşılaştıkları otellerde kendileri ingilizce buyur edilir, güler yüzle. ancak "biz türküz" sözü, nedense olumsuz bir hava yaratmaktadır. "hello", "welcome" şirinlikleri yerini "yerimiz yok"a bırakıverir.
efendim, iki saf devam eder arayışa. birkaç denemeden sonra, otelcinin biri saflarımızın aymasına yardımcı olacak tecrübeyi çıkarıverir ağzından: "buralarda türklere oda veren otel bulmak zordur".
yaa!.. sefil(!) türkler sizi! istanbul'u fethettiniz diye, babanızın malı mı sandınız? neyinize sizin, tarihi yarımada? gecekondularınza dönün... köyünüze dönün... anadolu'ya dönün... olmadı orta asya'ya dönün...
villa pasha otel diye bir otele giden iki şaşkın, burada güleryüzlü isanlarla karşılaşma ve kabul görme (ve hesaplı bir tarifeyle ağırlanma :) bahtiyarlığına erişirler nihayeeet.
...
ama hepsi bu değil. güzel sanatlara falan da ilgi duyan bu şaşkınlar, arasta'da gezinip seyre dalar alışveriş yapar güzel zaman geçirmek isterler. böylelikle, minyatür, süs eşyası vs. satan bir dükkana girerler. ancak tam o sırada dışarıda türk olmayan iki seçkin(!) insan da dışarıda sergilenen eşyalarla ilgilenmeye başlamıştır. dükkan sahibi "müşteri var, kusura bakmayın" diyerek, gelen iki insanı çok da nazik olmayan bir şekilde dışarı çıkaya davet eder, dolaylı (ya da dolaysız) olarak.
sabrı taşan densiz öğretmen "tabii... biz müşteri değiliz zaten" şeklinde en azından elindekini korumaya çalışır ama acar esnafımızın ağzından, EURO kokusunun verdiği sarhoşlukla salyalar çoktan akmaya başlamıştır.
bu basit bir hikayeydi... ister okuyun, ister okumayın ama benim aklımda bütün gün oradan oraya koşuşturan tuhaf bir cümle vardı: "geldikler gibi giderler..."

masal masal matitas  

Posted in ,

içimden bu geldi bu sabah. önce istanbul şiirleri, sait faik'li, bedri rahmi'li, orhan veli'li...efkar bastı... sonra eski zamanlar, adile naşit'li, masallı, tasasız, sepya... bu videoyu koymak istedim, kendi kuşağıma bir mola olsun ...

LinkWithin