26 Mayıs 2011 Perşembe

prensiplerim vardır... gerekirse astığım...

inandıklarımızla, prensip sandıklarımız diyelim ya da, sergilediğimiz tutumlar arasındaki korkunç tezat hayatımızı fena halde tatlı tuzlu yapmakta, farkettim -yeniden-.  prensip diye öne sürdüğümüz şeylerle yaşantımızda bu prensipleri uygulamadaki tutarlılığımız arasındaki dudak payında geçiyor hayat aslında, en sürprizli, en cafcaflı, entrikalı, göz kırpıp, şakalaşır haliyle.
yazılı olmayan kurallardır, ve onlara tamı tamına bağlı olmayışımızdır, hayata hoşgörü, affetme, açık kapı bırakma, yeniden başlama, özür dileme, pişman olma, hatta tövbe etme, af dileme erdemlerini bahşeden. koyduğumuz kurallara sıkı sıkıya bağlanmama handikapıdır, insan ilişkilerine onarıcı bu güzellikleri sunan. ne garip bir çelişki... ve ne de güzel bir tuhaflık.
yaratıcının, koyduğu kurallara uyma konusunda uyardığı, o çok sevdiği insanoğluna, tövbe etmesi, af dilemesi durumunda kapıyı açması, bir anlamda kendi prensiplerini bir kenara bırakıp, insan sevgisini ön plana alması ve affediciliği, biz insanların dikkatini ne derece çekmiştir acaba?
bırakalım da bazı kurallarımız esnesin. bazı prensiplere uyma konusunda çok da titiz olmayalım. güzeldir kesin...