21 Ağustos 2010 Cumartesi

"ben"


her şeyden uzak düştüğümüz zamanlar vardır... çocukluğumuzdan, gençliğimizden, şimdimizden, sonramızdan, soframızdan, uykumuzdan, şiirden, yazıdan... hayattan... elim ermiyor dediğimiz zamanlar. zor zamanlar...kimseye tahammülümüzün olmadığı, kimsenin tahammülüne sığınamadığımız zamanlar... her şeyi kısa cümlelerle geçiştirmeye çalışmamızın amacı, acaba içimizdeki cümle kalabalığı olabilir mi? bir değil de içimizde bir çok "ben" olmasından mıdır, bir başımıza kalma güdüsünün nedeni dersiniz?
kibirli "ben"
değersiz "ben"
geveze "ben"
kırılgan "ben"
suçlu "ben"
masum "ben"
haklı "ben"
okur "ben"
uykucu "ben"
doğrucu "ben"
yalancı "ben"
...ve her biri kendi haklılığında direten ve diğer "ben"leri "sen"leyen daha pek çok "ben"...
aralarından birisini seçip devam etmek mi kolay, yoksa hepsini bir potada eritip yeni bir "ben" yaratarak, içinde bu tuhaf yaratıkla yaşamak mı?... ne zor bir seçim. hepsini denemek için, hepsi için ayrı bir ömür yaşanmalı. oysa hayat, bizim gibi öğretmenlerden çok daha farklıdır. o, önce sınava tabi tutar, sonra da dersi verir. o zaman çabuk mu olmalı her birini denemek için, yoksa zar mı atmalı,"rastgele" deyip, birine?

çünkü hayat bu paradoks için çok kısa kalıyor ve insanlar pek de tahammülkar değil bu tür denemeler için. çünkü herkes içinde daha farklı "ben"ler taşıyor ve onların da bu "ben" lerden seçim yapma konusunda hangi yolu izlediklerini bilmiyoruz. aslında onlar da bilmiyorlar.

herkes rastgele seçtiği "ben"e sonuna kadar destek çıkıyor ve onunla yaşamayı öğreniyor sanırım. ve diğer "ben"lere karşı varolma mücadelesinde rotayı kendi "ben"ine bırakarak ipin kopacağı yeri bekleyip duruyor.

peki hangi "ben" doğru "ben"?