26 Aralık 2009 Cumartesi

Unutamıyorum işte - 12 ( Sadako Sasaki'nin hikayesini bildiniz mi? )





Sadako Sasaki'nin hikayesini bilir misiniz?
ben ortaokul ders kitabımdaki bir okuma parçasından tanıdım sadako sasaki'yi. (burada, o dönemlerdeki ders kitaplarını hazırlayan ince fikirli, değerli, kültürlü, verimli ve entellektüel o güzel insanları saygıyla yad ediyorum. hala onlardan aldıklarımla dolu, dağarcığımın büyük bir kısmı... )
1943 yılında Hiroşima'da gelir dünyaya sadako. Her çocuk gibi, içgüdüleriyle başlar hayat yolculuğuna. Her çocuk gibi daha hayattan beklentilerini bile düşünmemektedir. Yaşamaktadır işte... ve iki yaşında bir çocukken tanışır, tarihin en ölümcül silahıyla. yetişkin olmaya ömrü yetseydi, bir atom bombasının birçok insanın zihniyeti yanında çok daha hafif kalacağını anlayabilirdi belki.
1954 yılında, ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrendi.
ölüm dokuz yıl beklemiş, tam da hayatın normale dönmeye başladığı, hepsinden önemlisi sadako'nun hayatı kavramaya ve hayattan zevk almaya başladığı zamanı yakalamıştı.
"Bin Turna Efsanesi"ne göre, her kim, kağıttan bin turna kuşu yaparsa, bunu gören tanrılar, o kişiye dilediğini bahşeder, hastaysa sağlığını geri verirlermiş.
sadako, bu umuda sarılır ve başlar kağıtları katlamaya. gece demez, gündüz demez, sürekli kağıttan turnalar yapar. bir yandan da fısıldar turnalarına, dünyayı yönetenlerin kalın kafalarının ucundan bile geçemeyecek o sihirli cümleyi: “Kanatlarınıza huzur yazacağım; böylece tüm dünyada uçabileceksiniz.”
ancak küçük Sadako'nun ömrü yetmeyecektir, bin turnayı tamamlamaya. 644. kağıttan turnadan sonra sona erecektir kısacık yaşam yolculuğu. sevenleri tamamlayacaktır o bin turnayı. ve çok daha fazlasını... postacılar binlerce kağıttan turna taşıyacaktır hastahaneye...
sadako'nun bir heykeli dikilmiştir Hiroşima'ya. barış ve huzurun, masumiyetin en güzel anıtıdır, sadako'yu, tepesinde bir turna kuşuyla tasvir eden Sadako heykeli.
her yıl, ağustos ayının altısında kutlanan barış gününde, dünya çocukları, binlerce bin turna yapar gönderirler, Hiroşima'ya...
ne dilerler dersiniz?...
siz de bir turna kuşu katlayın, sadako ve tüm çocuklar için... denemiş olmak, denememiş olmaktan daha iyi değil midir?

16 Aralık 2009 Çarşamba

sevdiğim kitaplar - 4 (don kişot)


kendimle fena halde özdeşleştirdiğim, senin kadar cesur olamadığım, belki de hiç bir zaman olamayacağım sevgili kahramanım don kişot...
yeldeğirmenleriyle savaşmandan mı, basit ve kaba bir kızı alıp, hayal dünyanın güzellikleriyle onu bir düşese dönüştürüverip, ona hayatının anlamını yüklemenden ve aşık olmandan mı, her halükarda gerçek bir centilmen olmandan mı, edebiyata düşkünlüğünden mi, ölüm döşeğinde bile etrafındakileri düşünmenden mi, yoksa gönlü ganiliğinle gerçek insanlara muzırca nanik yapmandan mı başlamalı sana hayran olmaya, bilmiyorum.
yaşadıkların, bu günü öylesine çağrıştırıyor ki... kendi doğrularını yaşamaya çalışırken, karşına dikiliveren bütün bir insanlık; erdemlerin eğreti durduğu, alaya alındığı, tahammüle şayan görülmediği, her zihniyeti istila etmiş bir anlayış; şairlere "ah, kimselerin vakti yok, durup ince şeyleri anlamaya..." dedirten bir üstükörülük, körlük; iyi niyetlerle çıktığın her yolun başında bitiveren, yeldeğirmeni olduğunu iddia eden korkunç devler...
william shakespeare'in 66. sonesini anımsatıyor bana, hikayen
hikayeni okuduğunda hüzünlenenlerdenim ben... hikayeni ara ara tekrar okuyup, kendini iyi hissedenlerdenim ben... hikayeni küçük yaşta okuduğu için övünenlerdenim ben...
selam olsun...

9 Aralık 2009 Çarşamba

unutamıyorum işte - 11 (adile teyze'yi özlerken)

sevgili adile teyze,
yolumuza sensiz devam etmek zorunda kaldığımız, aslında biraz daha büyüdüğümüzü anladığımız ve hayatın ilk acı tecrübelerinden birini yaşadığımız günden beri tam 22 yıl geçti.
bir okul çıkışı almıştım artık bize masal anlatamayacağının haberini. kimse de masal anlatmadı zaten senden sonra. bir anlatan olsaydı bile senin yerini tutamaz, seni anımsatır, eksik kalır, belki de daha çok acıtırdı. yalnız başına devam etti kuzucukların senden sonra yollarına. kendi eksik masallarının peşinde, senden bir iz taşıyarak, seni hep göğsünün sol yancığında taşıyarak...
insanların gönüllerinde güzel anılarla yad edilmekse ölümsüzlük, hep ölümsüz kalacaksın.
nur içinde yat...