16 Haziran 2009 Salı

bu filmi izleyin len...


kafam bulanık bu ara, malum. yıl sonu evraklarını tamamlamam lazım ama elim varmıyo. istanbul heyecanı da sanki yarım yamalak mı kaldı ne?

en iyi gelecek olan şey nedir acaba?

tabii ki bir romantik komedi :)

bu filmi bir forumda tavsiye üzerine izlemeye karar verdim ve kışın edindim. ama bi türlü başlayamadım. şimdi nasip oldu... iyi de oldu. içim pırıl pırıl oldu.

yok yok, öyle şaheser bir film demiyorum ama, sımsıcak romantik komedileri sevenlere hitap edecek bir film ve benim gibi bu türün hayranları için bir kaç günü kurtaracak bir film.ben tavsiye üzerine seyrettim ve tavsiye ediyorum buradan...

iki versiyonu varmış MY SASSY GIRL'ün... orijinali kuzey kore yapımı...ama ben amerikan versiyonunu bulabildim.kore versiyonunun da peşindeyim.

haa... filmler kadar müziklerine de önem verdiğimi bilenler bilir. son zamanlarda duyduğum en güzel müzik desem yeridir, bu filmin şarkılarından sadece biri: unkle bob-put a record on...

dinleyin gari...


14 Haziran 2009 Pazar

yara



Bir yerden bir yara alıp gitmek, bir ukdeyle ayrılmak, kendinden bir şeylerden vazgeçerek yarım gitmek, eksik gitmek, olmamış gitmek… Aslında kendinden gitmek… Ne kadar süreceğini tahmin edemeyeceğin, asla kestiremeyeceğin bir kırıklıkla gitmek…


Hep sürecek bir susuzluk gibi… Yere düşüp kalkamamak gibi… Kalkmak da istememek, yüzünü toprağa sürmek, onun çıkıp gelerek seni yerden kaldırmasını beklemek, ya da yanına uzanmasını beklemek gibi… Yakınmadan, içten içe, yavaş yavaş, dumansız, külsüz yanıp yok olmaya yüz tutmak ve bunu acelesiz bir acıyla seyretmek…


“Şimdi ben ne yapacağım?” cümlesine, eski ve vefalı bir sevgiliye yeniden dönercesine sarılıveriyor insan. Daha önce defalarca yaşamış olmanız, yeni acınıza karşı bir bağışıklık edindirmiyor. Her aşk, acısını n baştan alıyor. Her aşkın acısı kendine özel, kendi acısından başka acıya benzemiyor, izin de vermiyor. On beş yaşın acemiliği, ürkekliği, biçareliği, avareliği, kalpteki kendi yerini bulup çörekleniveriyor. Ne halin varsa gör, sonrasında. Doğa kanunları uyarınca, her şey kendi var olma savaşını verecektir. Ve savaşacak gücü kendinde hiçbir zaman bulamadınsa, payına acıdan çıkarımlar yapmak düşecektir, boğazında yeni bir düğüm düşecektir, kurulmamış cümleler düşecektir.


İşte bunlar, içten geçmekten öteye geçememiş, kurulamamış cümlelerdir. Sahibinin hep yanında taşıdığı, taşımaktan fazlasını yapamadığı, kurulamamış cümlelerdir. Hayali bir yerde, hayali bir zamanda, gerçek bir kişiye söylenmek için yürekten geçmiş, ama asla adresini bulamamış sözlerdir.


“keşke… keşke… keşke…”

6 Haziran 2009 Cumartesi

13 yıldan sonra hoşçakal erzurum...merhaba istanbul


evet...artık İstanbul'da devam edeceğim yaşam serüvenimin geri kalan kısmına...ya da geri kalan kısmının bir dönemini orada geçireceğim. değişikliklerden hoşlanmayan, tedirgin olan ben, bir an önce gidip başlamak ve alışmaya çalışmak isteğiyle doluyum...
hakkımızda hayırlısı cümlesini dilimden hiç eksik etmiyorum.umarım öyle de olur.