27 Şubat 2009 Cuma

bir de ömrümüze....


sibel kalaycı yazısını pazartesi yazdım, cuma günü dayım gitti... kanserden... oturdum, sessizce... hayatın manasızlığını falan düşünmedim. öylesine oturdum, garip bir "ne yapacağım ben şimdi" çaresizliği içinde. ilk defa yakın akraba kaybetmek böyle bir şeymiş. tıkanıklık duygusu. ağlayamama... "hele bu ilk şoku atlat, sonra sorarım ben sana" diye geliyor acı...
Allah ölüm karşısında hepimize dayanma gücü versin...
*************************

masalların masalı
Su basında durmuşuz,
çınarla ben.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarla benim.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınarla bana.

Su basında durmuşuz,
çınarla ben, bir de kedi.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarla benim, bir de kedinin.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınarla bana, bir de kediye.

Su basında durmuşuz,
çınar, ben, kedi, bir de güneş.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarın, benim, kedinin, bir de günesin.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınara, bana, kediye, bir de güneşe.

Su basında durmuşuz,
çınar, ben, kedi, güneş, bir de ömrümüz.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarın, benim, kedinin, günesin, bir de ömrümüzün.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınara, bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze.

Su basında durmuşuz.
Önce kedi gidecek,
kaybolacak suda sureti.
Sonra ben gideceğim,
kaybolacak suda suretim.
Sonra çınar gidecek,
kaybolacak suda sureti.
Sonra su gidecek
güneş kalacak;
sonra o da gidecek...

Su basında durmuşuz.
Su serin,
Çınar ulu,
Ben şiir yazıyorum.
Kedi uyukluyor
Güneş sıcak.
Çok şükür yaşıyoruz.
Suyun şavkı vuruyor bize
Çınara bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze....
nazım hikmet

9 Şubat 2009 Pazartesi

Sibel Kalaycı... güle güle...


Karadeniz’in çocuklarından birisi daha ayrıldı bu dünyadan, usul usul… Sibel Kalaycı, bugün son yolculuğuna çıktı, karanfil yağmuru altında, Karadeniz’in puslu göğüne nispet. Gülen yüzüne, yarım kalmış ilkyazına, ahşap evine, Trabzon’una doyamayışına yazılacak türküleri ilham ederek, geride bıraktığı insanlarına…

Her Karadenizli gibi içimde ukdeler, sorulmamış sorular ve biraz da öfke var. Ama en çok hüzün var… Kazım Koyuncu… Onun acısı geçmeden Osman Yağmurdereli, onun acısı geçmeden Erkan Ocaklı… Şimdi de bu güleç kız… Tamam… Çernobil’in üzerine bir bardak çay içtik, yok saydık, vicdanlarımızı rahatlattık, bastırdık gitti… O zaman niye ölüyor bu çocuklar?

Öyle görünüyor ki bunu da çekeceğiz sineye. Günün birinde bir kemençenin tellerinden akıp türkü olacak biliriz. Hep gülen yüzüyle var olacak biliriz, aklımızın puslu bir kenarında. Trabzon’un sisinde, denizinde, hamsisinde, kıranlarında, dere başlarında biraz da o olacak artık diye inanırız.

Güle güle Sibel Kalaycı… 8 yıl canına okudun ya o gaybana kanserin. Karadeniz’in inat kızı… Güle güle…

8 Şubat 2009 Pazar

unutamıyorum işte-7



"Küçük Kahraman, ağabeyi ve ağabeyinin sadık arkadaşı Halit,birlikte yoksul ama neşeli bir hayat sürdürmektedir. Devamlı bir işleri olmayan ve günlerini daha çok aylaklıkla geçiren bu ikilinin tek amacı Küçük Kahraman'ın okuması ve hayatını kurtarmasıdır. Parasızlığa rağmen keyifli bir hayat geçiren bu küçük ailenin mutluluğu öğretmenin Kahraman'la ilgili bir gerçeği ortaya çıkarmasıyla son bulur. Yapılan sağlık taramalarının ardından kan kanseri olduğu anlaşılan Kahraman'ın en büyük isteği ise bir televizyondur. Halit ve ağabey bundan sonra tüm güçlerini bir televizyon alabilmek için harcayacaktır. "


...


yine enfes bir film... adile naşit, kemal sunal, sıtkı akçatepe, metin akpınar, küçük oyuncu kahraman kıral, halit akçatepe ve tarık akan'ın biraraya gelerek harika bir duygu fırtınası estirdikleri film, yine çocukluğuma rastlar ve müziğiyle her daim kendini yüksek bir yerde tutar...
nur içinde yatsınlar; adile naşit, kemal sunal ve sıtkı akçatepe...
varolsun güzel müziğin bestecisi cahit oben