21 Ocak 2009 Çarşamba

sümbülteber...


...

eskiden şaşardık bazı şeylerin yokluğuna

artık bu yokları var etmeyi usladık

ağaçları budadık ormandan balıkları tuttuk denizden

hani bazı açılmaz sanılan kapıları omuzladık

çünkü herkesin elinde bir saat bir sümbülteber


hey koca dünya nasıl avucumuzdasın

nasıl da parlıyorsun ey gözleri maden

çözdüğüm bütün bulmacalardan zorludur yüreğin

elbette kırlardan gelecekler kırlardan

kırlardan gelecekler ellerinde sümbülteber


ey güzelim sümbül ve teber ey canım

gördüğüm sanki o değildi

sanki kuşlar albümünden bir maden

-turgut uyar-
foto: ara güler

19 Ocak 2009 Pazartesi

hastayım, yaşıyorum


hafta sonu, erzurum'da yazdan kalma iki gün. gelin görün ki, buna da hastalık burnunu sokuverdi. pazar sabahı bi uyandım ki, akciğer gitmiş... 2-3 saati bulmadı, buyursun efendim eklem ağrıları, baş ağrıları, baş dönmeleri... üşümeyi geçirelim diye sarındık yorgan battaniyeyi, bu kez ateş fırladı, ha babam pişiyoruz...

halet-i ruhiye zaten iflaslarda... yokum birkaç zaman...
"hastayım, yaşıyorum görünmez hayâliyle
belki bir gün, bir gün diye, beklerim ümîd ile
çürüyor zavallı kalbim aşkının hasretiyle
belki bir gün, bir gün diye, beklerim ümîd ile"

12 Ocak 2009 Pazartesi

cennette karşılaşacağınız beş kişi



bir kez daha ve bir kez daha izleyebileceğim filmlerden biri... sükunet, huzur, hüzün, özlem, geçmişe dönüş, kaybettiğimiz güzellikler, pişmanlıklar, affedişler... seviyorum böyle filmleri. robin villiams'ın "aşkın gücü"nde de başımı yana yaslamış ve sessiz sakin ve huzur dolu olmuştum. ama aşkın gücü daha etkili kesinlikle... o ayrı bir yazıda geniş geniş sözünü etmek istediğim bir diğer film.

Film, hayatın anlamsızca birbirine bağlı olaylar zincirinden ibaret olmadığı, rastlantıların bir anlamı olduğu ve her oluşun bir nedeni bulunduğu temasını incelikle işliyor.

the five people you meet in heaven Mitch Albom'ın aynı adlı romanından uyarlama... zaten edebiyattan yapılan uyarlamalar, hele hele edebiyatı anlayabilen ellerde uyarlanabiliyorsa, kalitenin tadına doyum olmuyor.

roman hakkında yazılan referansla bize fikir verebilir.

"Cennette Karşılaşacağınız Beş Kişi'yle Mitch Albom bizi yeni bir boyuta taşıyor. Bu kitapta eserlerin yankılarını bulacaksınız. Albom'un son yapıtı sizin en iyi dostunuz olacaktır."
- Frank McCourt, Angela'nın Külleri ve Tis'in yazarı-

"Aşıklar bu kitabı bir solukta okuyacaklar. Çaresiz kaldığınızda bu masal size ışık tutacaktır. Bu öyküyü defalarca okuyabilirsiniz, çünkü içerdiği sihir sayesinde kendinizi ve dünyayı bambaşka bir gözle göreceksiniz."
- Amy Tan, Şans Kulübü ve Çıkıkçı'nın Kızı yazarı-

"Bu duygusal fantezi roman yaşamımızı sorgulamaya başladığımızda bize cenneti nerede bulacağımızı öğretiyor."
- Harold S. Kushner, İyi İnsanarın Başına Kötü Olaylar Geldiğinde yazarı-

"Usta bir yazarın dokunaklı kaleminden çıkan, harika bir kurguyla örülmüş büyüleyici bir eser. Umut ve dostluğu anlatan şiirsel bir anlatım..."
- James McBride, Suyun Rengi yazarı-

8 Ocak 2009 Perşembe

hey gidi karadeniz...





***
"bu yil da boyle geçti
yarın Allah kerimdur..."

6 Ocak 2009 Salı

çok geç... (mim)


sevgili haccegan'ın mimi üzerine oturdum,bir şeyler yazayım dedim...
mim'in kuralına göre, masaüstü resmimizi burda gösteriyoz. tahlil yapacak arkadaşlara yardımcı olacaksa itiraf ediyorum. 31 yaşındayım ve "çok geç oldu ya..." sözünü sık sık kullanır oldum bu ara için için... gün geçtikçe Yeditepe İstanbul'un Yusuf'ununkine benziyor söylemim sanki.
"daha hiçbirşey yaşamadım ki ortasında olayım hayatın ama kenarındayım o kesin.."
"Bıktım ardımda yarım kalmış hikayeler taşımaktan.
Çünkü bizzat ben, yarım kalmış bir niyetim."
"Hayat, sahip olduklarımızın dışında kalanlarmış meğer..."
aslında 18 yaşında aşık olup evlenmek isterdim...
aslında 20 yaşında baba olmak isterdim.
aslında çocuğumla birlikte büyümek, hayatın içinde demlenmek ve çocuğumla birlikte keşfetmek isterdim yaşamayı...
çok geç...
***
ben de mimleyeyim bari...
blogumun en yeni hoşgeleni qutunthiyişi, kuzey ve defter ve birikenler... kolay gele...

5 Ocak 2009 Pazartesi

heyyoooo...beni de mimleyen birileri var!!!

evet..ben de nihayet mimlendim.açıkça söylemeliyim,neden kimse beni mimlemiyo diyodum...teşekkürler hülya...varol... heyecanla mimimi inceledim... ahan da cevaplarım...(hihihi)
1. En sevdiğiniz kelime nedir?
mutluluk
2. En nefret ettiğiniz kelime nedir?
yaşlılık (napiim,çok üzerime geliyolar :)
3. Sizi ne heyecanlandırır?
ilham
4. Heyecanınızı ne öldürür?
yıkıcı eleştiri.(olumsuz değil)
5. En sevdiğiniz ses nedir?
su ve kuş sesi...bir arada
6. Nefret ettiğiniz ses nedir?
gece yolculuklarında ağlayan çocuklar...(anlıyorum ama naapiim...kafa kazan zaten)
7. Hangi mesleği yapmak istemezsiniz?
pilotluk (yükseklik korkum var da...)
8. Hangi doğal yeteneğe sahip olmak istersiniz?
olumsuzlukları değiştirebilecek doğal yetenekler. bilgelik ya da...
9. Kendiniz olmasaydınız kim olurdunuz?
orhan veli kanık.
10. Nerede yaşamak isterdiniz?
shire... kesinlikle...
11. En önemli kusurunuz nedir?
çabuk sinirlenir ve her şeyi dert ederim.
12. Size en fazla keyif veren kötü huyunuz hangisi?
çatallı dilim :)
13. Kahramanınız kim?
gandalf.
14. En çok kullandığınız küfür nedir?
eşek.
15. Şu anki ruh haliniz nasıl?
uyuşuk.
16. Hayat felsefenizi hangi slogan özetler?
her şey çok güzel olacak.
17. Mutluluk rüyanız nedir?
kır evim, evcil hayvanlarım ve mutlu bir aile.
18. Sizce mutsuzluğun tanımı nedir?
yalnızlık.
19. Nasıl ölmek istersiniz?
çökmeden,çekmeden ve çektirmeden...kimsenin eline düşmeden.
20. Öldüğünüzde cennete giderseniz Allah'ın size kapıda ne söylemesini istersiniz?
seni affettim, çünkü bana hep inandın.
***
o zaman ben de üç kişiyi mimleyeyim...voodoo girl, aydan atlayan kedi ve haccecan... hadi bakalım kolay gelsin...

4 Ocak 2009 Pazar

unutamıyorum işte-6

YEDİTEPE İSTANBUL



"35 yaşındayım daha hiçbirşey yaşamadım ki ortasında olayım hayatın ama kenarındayım o kesin..Hemde en kenarında bizim mahalle gibi..Hayatta en çok askerliği sevdim ben askerken çok sevda mektubu yazdım başkalarına çok mektup okudum başkalarının..Elin gariplerine de eziyet ettim..niye..çünkü ben şehirliydim nufusumda buranın adı yazıyor ama şehir beni takmıyor...

Sırf başlayıp bitirebildiğim bir hikayem olsun diye. Bıktım ardımda yarım kalmış hikayeler taşımaktan.

Çünkü bizzat ben, yarım kalmış bir niyetim. Anlamlarını bilmeden sevdiğimiz şarkılar var ya. İşte biz böyleyiz.Sesin kıvrılıp büküldüğü yerde ıslanıyor gözlerimiz.

Hayat, sahip olduklarımızın dışında kalanlarmış meğer..."

artık böyle diziler yapılmıyor...
insanlar da artık böyle cümleler kurmuyor zaten. "ewt, blmyrm, aq., slm, mrb,bye" gibi manasız kısaltmalar almış yükünü, uzun ve duygu yüklü cümlelerin. bizler, eleştirenler bile bazen kendimizi kaptırıyoruz bu anlamsız girdaba. uzun mısralar,inceliklerle dolu şiirleri bu kelimelerle mi vücuda getireceğiz artık?ya da bütün anlam dünyamız güdüle güdüle bu tuhaf kısaltmalara sığacak kadar ufaldı mı? eksik miyiz bu kadar hayattan ve duygulardan? o zaman neden yakınıyoruz?

2 Ocak 2009 Cuma

size ihtiyacım yok...


başımı ağrıtıyor insanlar, açıkçası... insanlar... onların doğruları... her yerde para eden doğruları... "sen bilmezsin, ben bilirim"leri... herkese yetecek denli bol erdemleri... alı al, moru mor, yerli yersiz varoluşları... kendiniz olabildiğiniz bir an yok, bir nefes alabilecek kadar bile.
akıl verenler, alıp satanlar, kesip biçenler, zevk sahipleri, her adım başı, kendine fazla gelen aklı başkalarına pazarlama telaşı içindeki sözümona ulu bilgeler... hepiniz kendinize yetemediğiniz için bu haldesiniz değil mi?... aslında küçük birer bebekken iyiydiniz. hayat sizi bu hale getirdi. kendiniz gibi insanlar tarafından alıkonuldu zavallı bilinçaltlarınız. tahmin ediyorum ki direnebilecek iradeye sahip değildiniz. o şartlarda yetiştirilip serildiniz toplumun içine...çokça...
benim size ihtiyacım yok...
gerçekten...
sokaktan gelip geçen başka biçarelerle ilgilenin. benim size ihtiyacım olmadı hiç. olmayacak da... asla olmayacak. önüme koymak istediklerinizle ilgilenmiyorum. kendim arayacağım ve seçeceğim. size göre değil, bana göre güzel ve doğru olan şeyleri seçip alacağım.
SİZE İHTİYACIM YOK...