30 Eylül 2008 Salı

Mehmed Akif'i anlamak



-Mehmed Akif ERSOY kimdir?
Evet, kimdir Mehmed Akif?
“İstiklal marşımızın şairi” diye çocuklarımızın diline pelesenk edip geçiştirdiğimiz, ardını doldur(a)madığımız sıradan bir isim midir?
Ahmet, Mehmet, ali, veli gibi…
Öylesine…
Sadece bilinsin yeter.
Adettendir diye…
Baş döndürücü bir hızla geçerken zamanın içinden, pencereden hayal meyal gördüğümüz sıradan, akıllarda yer edemeyen bir suret mi yoksa?

Kuşkusuz, biraz zorlanacak olsak, “şair” diye kestirip atacağız.

Ne hazindir ki, daha detaylı bilgi, sadece meraklı dimağların payına düşecektir. O, bir vatan şairi olmanın yanında, vatanına, dinine Peygamberine, değerlerine, verdiği söze âşık bir vatanseverdir. Her dizesi, her sözü özenle seçilmiş ve hikmetlerle dopdoludur. Mehmed Akif’i şair diyerek geçiştirmek, haksızlıktır. Hem de kolaycılıktır.
Akif’in şiirlerinde börtü-böcek yerine sosyal dayanışma, medar-ı maişetin türlü sıkıntıları, aksaklıklar ve çözüm yolları, vatan ve milletin selameti, velhasıl umumun derdi, cefası vardır. Gözyaşı, ağıt, keder, kahır, Akif’in şiirlerinin biricik süsüdür.
Derine inildiği zaman, Akif’in değindiği konuların bugün hala geçerliliğini koruyan sıkıntılar olduğunu görürüz. Bu sebeple Mehmed Akif, yalnızca zamanının şairi değil, bütün zamanların şairidir, ozanıdır. Milletinin biricik tercümanıdır.
Mehmed Akif, aynı zamanda bir din bilgini olarak da çıkar karşımıza. Kuran’ı tercüme edebilecek derecede dini bilgi ve gramer bilgisine vakıf iken, aynı zamanda bundan imtina edecek derecede tevazu ve saygı sahibidir. Bir edep abidesidir o çünkü.
Şiirleri ve yaşam tarzı asla çelişmez. Yapmacıklık asla yaklaşamaz ona. Çünkü o, yaşadıklarını ve inandıklarını yazmıştır; buna tarih de şahittir, milleti de… ikircikli bir yaşam tarzından her zaman nefret etmiş, her zaman doğrunun ipine sıkı sıkı sarılmıştır.

Bizim kısıtlı muhakememiz ve cılız söylemimiz onu tarife ancak bu kadar yetiyor. Şiirleri onu daha iyi anlatacaktır.

KURAN-I KERİM:
Kuran-ı Kerim, her zaman doğruluğun, ilerlemenin, huzurun bir numaralı kaynağıdır. Akif, cehaletle her daim mücadele etmiş, ilim ve teknikte geri kalan Müslümanları uyarmaya çalışmış, aynı zamanda bağnazlığın, yobazlığın ve hurafelerin en büyük düşmanı olmuştur.

“Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhamı,
Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı.”

"Ya açar bakarız Nazm-ı Celil'in yaprağına,
Yü üfler geçeriz bir ölünün toprağına,

İnmemiştir hele Kuran, bunu hakkıyla bilin;
Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için."

İLİM-TEKNİK:
Akif, batı medeniyetinin ilim ve teknik bilgilerinden yararlanmaya her zaman taraftar olmuş, ancak Müslümanların aşağılık kompleksine kapılmasına, kültür erozyonuna boyun eğmesine şiddetle karşı çıkmıştır:

"Alınız ilmini Garb'ın alınız san'atını,
Veriniz mesainize hem de son sür'atını."

"Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var."

MÜCADELE:
“Her zorlukla beraber bir kolaylık vardır” buyuruyor dinimiz. Türk milleti, tarihinin er zor dönemini yaşarken, yüce yaratıcı da o zorluğun karşısına, Türk Tarihinin en zorlu komutanları, vatanseverleri ve şairlerinden oluşan bir ordu koymuştur. Düşman istilasına karşı tarihin en haklı savaşını veren bir milletin duyguları ve halet-i ruhiyesi daha güzel nasıl tercüme edilebilirdi?

"Yumuşak başlı isem kim demiş uysal koyunum."
Kesilir belki ama çekmeye gelmez boyunum."


27 Aralık 1936 yılında, 63 yaşında iken İstanbul'da vefat eden Mehmed Âkif, aşinalık derecesinde tanınıp bilinmekten çok daha fazlasını hak ediyor. Dinleyelim, duyalım, anlayalım, anlatalım.

22 Eylül 2008 Pazartesi

fernando pessoa


(13 Haziran 1888 - 30 Kasım 1935) Portekizli şair, ressam.

portekiz edebiyatının en güçlü kalemlerinden birisi. müzik eleştirmeni olan babasının beş yaşında ölümü üzerine,annesininevlendiği Durban Konsolosuyla birlikte Güney Afrika'ya yerleşir. burada iyi bir ingiliz eğitimi görür. 1905 yılında portekiz'e dönen Pessoa, ingilizce ve fransızca iş mektupları yazarak geçimini sağlar.

Milton, Shelley, Keats, Poe, Byron, Whitman, Shakespeare, Baudelaire'den etkilenen sanatçı, özgün eserlerine karşın hayattayken pek tanınmaz.

1913'te, fütürist harekette yer aldı ve Sá-Carneiro ile birlikte Portekiz öncü edebiyatını başlatarak, "paulismo" akımını yarattı.

Alberto Caeiro, Alvaro de Campos, Ricardo Reis, Bernardo Soares gibi kurmaca isimlerle yazmış, bu isimlerin her birine kendi içinde bir tarz yaratmıştır. bu da şairin bakış açısının zenginliğini gözler önüne sermektedir.

1935 yılında Lizbon'da öldüğünde çok az tanınıyordu ve yalnızca 3 kitabı yayınlanmıştı. ancak ölümünden sonra sandıklar dolusu el yazması bulundu ve ortaya bir Fernando pessoa edebiyatı çıkmıştır. 1942 yılında yayınlanmaya başlayan tüm eserleri 26 cilde ulaşmıştır. yazarın türkçeye çevrilmiş eserleri şunlardır.


Şeytanın Saati (Metis, 1993)
Sırların Cebiri (Nisan Yayınları, 1995)
Denize Övgü (İyi Şeyler, 1999)
Düşsel ve Gerçek (Dünya Kitapları, 2005)
Anarşist Banker (Can Yayınları, 2006)
Huzursuzluğun Kitabı (Can Yayınları, 2006)

20 Eylül 2008 Cumartesi

son buluşma... son gaziler...

Türkiye’nin bağımsızlığı için binlerce insanın şehit düştüğü, genç-yaşlı, kadın-erkek demeden düşmana karşı tek vücut direndiği Kurtuluş Savaşı’nın son tanıkları, Gazi Ömer Küyük, Gazi Yakup Satar ve Gazi Veysel Turan’ın günlük yaşamları ve savaş yıllarına dair anıları SON BULUŞMA’da gözler önüne seriliyor. Çorumlu Gazi Ömer Dede, önce Anıtkabir’i ardından son kalan diğer iki gazi, Yakup Satar ve Veysel Turan’ı ziyaret ediyor, savaş yıllarına dair anılarını paylaşıp birbirleriyle helalleşiyorlar. Tarihe tanıklıklarını kendi ağızlarından dinlediğimiz bu üç kahraman gazi, gerçek sinema türündeki belgesel yapım ile ölümsüzleşiyor.
züğürt ağa ve selamsız bandosu'nun yönetmeni nesli çölgeçen'in çektiği film 24 ekim'de gösterime giriyor. mutlaka gidip izlememiz gerektiğini düşünüyorum. son gazileri, verecekleri mesajı kaçırmamak adına...