6 Mart 2016 Pazar

72 Günde Devr-i Alem: Nellie Bly



                                                                                                                   *Gülten Akın anısına...
            Bu yazı, Nellie Bly'ın şahsında tüm kadınlara bir güzellemedir ve onlara adanmıştır. Hiç var olmamış olsa, insanlığın da var olmayacağı; evde bekleyenimiz; omuz başımızdaki sıcaklığıyla mesut olduğumuz; varlığıyla kemale erdiğimiz; sütünü can suyu edindiğimiz; diğer yarısı olmakla anlam bulduğumuz; bereketimiz; şarkılarımızın, şiirlerimizin baş misafiri; uğruna çöle düştüğümüz, dağları deldiğimiz, yanıp küle döndüğümüz; kutsal, naif, müşfik, güçlü kadınlara...
            Kaşık düşmanı diye, sayesinde kazandığımız bir lokma ekmeği başına kaktığımız; eksik etek diye, namusundan her daim şüphede durduğumuz; dizimizi dövmemek için dövmemiz gerektiğine inandığımız; çocuk yaşta evlendirip başımızdan savdığımız / paraya tahvil ettiğimiz; namus kisvesiyle canına kıydığımız; kaburga kemiğimizle kalbimiz arasındaki mesafeyi yaratılalı beri çok gördüğümüz; Adem'le beraber yediği elmanın suçunu sadece ona attığımız; sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmediğimiz; tüm bu çirkinliği haklı çıkarmak için atasözleri icat ettiğimiz; ana, yar, bacı, kuma,işçi, fabrika kızı, Güldünya kadınlara da bir saygı duruşudur bu yazı.
            "Ah kimselerin vakti yok / Durup ince şeyleri anlamaya." dizeleriyle, çağının insanına unuttuğu incelikleri hatırlatmakla ömrünü tüketen, Anadolu kadınının en gür sesi Gülten Akın'a da bir saygı duruşudur, bu yazı.
            Gelelim bu yazının kahramanı Nellie Bly'a... Bu gözü pek kadın, Elizabeth Jane Cochran adıyla, 1864’de Pennsylvania’da dünyaya gelir. Henüz genç bir kızken soyadını Cochrane olarak değiştirerek hayatıyla ilgili ilk cesur kararını verir. 1880 yılında ailesiyle Pittsburgh’a taşınan Cochrane, 1885 yılında "Pittsburgh Dispatch" gazetesinde yayımlanan bir yazıya cevaben karşı bir yazı kaleme alır. Kadınların evde çocuk büyütmek, yemek ve temizlik yapmak gibi ev işlerine yaradığını iddia eden ve çalışan kadını “ucube” olarak niteleyen yazıya son derece ateşli ve inandırıcı ifadelerle verdiği karşılık, yazı işleri müdürünün dikkatini çeker ve Cochrane, ilk gazetecilik macerasına "Pittsburgh Dispatch" de başlar. Steven Foster’in meşhur Nelly Bly şarkısından etkilenerek Nellie Bly takma adını seçmesi bu döneme rastlar.
            İlk iş olarak sosyal konulara eğilmeyi seçen, henüz 18-19 yaşlarındaki bu genç kız, fabrikalarda çalışan kadınların çalışma koşulları üzerine bir yazı dizisi hazırlar. Bu durum, iş çevrelerinin olduğu kadar, bir kadından moda, bahçıvanlık, sosyete hayatı ile ilgili yazılar bekleyen gazete yönetiminin de keyfini kaçırır. 21 yaşında Meksika'ya gider ve elbette burada da rahat durmaz(!). Rüşvet, yoksulluk, gazetecilere baskı gibi konularda yazdığı yazılar Meksika hükümetine kadar dokunur ve Meksika'dan sınır dışı edilir.  
            1897 yılında New York'a taşınır ve Pulitzer ödüllerinin isim babası Joseph Pulitzer'le tanışıp New York World'de işe başlar. İlk işi, amnezi hastası gibi davranarak ve doktor heyetini kandırmayı başararak kendisini Blackwell Kadın Akıl Hastanesi'ne kapattırmak olacaktır. Burada bulunduğu süre içinde kötü muamele, şiddet, bakımsızlık, sağlıksız koşullar, çağdışı teknikler gibi pek çok konuyu gözlemler ve gazetede yayınlar. Büyük sansasyon yaratan bu yazı, yetkililerin dikkatini çekecek ve Amerikalı yetkililer sağlık ve sosyal hizmetler alanında geniş çaplı iyileştirmelere gideceklerdir.
            Sonrasında New York hapishanelerindeki mahkumlar, fabrika işçilerinin çalışma ve yaşam koşulları ile ilgili yazılar yazan Bly, eyalet yasama meclisindeki yolsuzlukları da açığa çıkararak Amerikan soruşturmacı gazetecilik alanında bir çığır açacaktır.
            Cesaretinin ve enerjisinin sınırı asla çizilemeyen bu gözü pek genç kadın için sırada gerçek bir adrenalin serüveni vardır: Jules Verne’in “80 günde Devr-i Alem” kitabının hayali başkahramanı Phileas Fogg’un rekorunu gerçek şartlarla egale etmek... O sırada 25 yaşında olan Bly, yanına sadece küçük bir valiz alarak, 14 Kasım 1889'da New York'dan yola çıkar. Üşenmez, güzergahını değiştirerek Paris'e uğrar ve Jules Verne ile bir söyleşi yaparak anlam katar macerasına. Gemi, kayık, at, eşek, çekçek gibi pek çok vasıtayla gerçekleştirdiği dünya turunu 72 günde tamamlar. Birkaç ay sonra rekoru kırılacak olsa da o, "Dünya turu yapan ilk kadın" unvanının sahibidir artık.
            Ünlü olduğu için eskisi gibi araştırmacı gazetecilik yapamayacağı ve kadın köşeleri yazmaya da  yanaşmadığı için gazeteciliği bırakır. İlerleyen yıllarda, hayatı boyunca haklarını savunduğu kimsesiz ve yoksullar için sosyal faaliyetlere girişir. 1922 yılında, kendisinden sonraki gazetecilere ve dahası tüm dünya kadınlarına başucu kitabı  niteliğinde yaşadığı hayatını tamamlayarak ayrılır bu dünyadan.
            Gökten üç elma düşmüş. Biri, "durup, ince şeyleri anlamaya vakit ayıranların"; diğeri, bunun için kadın olmak gerekmediğinin bilincinde olanların ve sonuncusu da kadın olmanın ateşten gömlek demek olduğu şu dünyayı "elinin hamuruyla" güzelleştirmekten asla vazgeçmeyen tüm dünya kadınlarının başına...
                          (Bu yazı, AdrenalinGo dergisinin Ocak-2015 sayısında yayımlanmıştır.)

0 yorum: