14 Aralık 2010 Salı

hayatta... nasıl olursa...

bi kere ölüm var. oturup kendini heba etmenin de, gereksiz şımarıklığın da alemi yok. ölüm o kadar güzel bağlıyor ki bütün bitirmeyi beceremediğimiz cümleleri. herkese ayrı ayrı yazılmış orijinal birer hikaye ve final de cabası.
ama arabesk bir milletiz ya, hep ölümden yanayız. sanki ölümü alıp kaçan var önümüzden.
"ölsem de kurtulsam."
"senin için ölürüm."
"vatanım için canımı veririm."
"öleyim de herkes rahat etsin."
"bu hastalık beni öldürür."
...
kimse hayatta kalıp tadını çıkarmanın, hayattayken işe yaramanın derdinde değil mi? kim ne derse desin, cesedimiz kimsenin işine yaramaz. ölümümüz de kimsenin işine yaramaz. hayatta kalıp birşeyleri başardığımı, güzelleştirebildiğimi, değiştirebildiğimi, birşeylerin üstesinden gelebildiğimi görmek en güzeli. ardımdan söyleyecekleri güzel sözler umurumda bile değil. hayatta olup eleştirileri göğüslemeyi tercih ederim. her sabah uyandığımda, uyandığıma şükretmeyi alışkanlık haline getirdim. şükrederek başladığım bir günün sonu kötü olmadı hiç.
ne kadar da severim ve kahramanlık destanlarından çok daha içten bulurum sunay akın'ın dizelerini:
"bayram yerinde canlandirilirken
kentin kurtulusu
ayaklari kesilen gazi
hiç düsünmeden
degisir madalyasini
çorap kokusuna"

son mu? ölüm beni er geç bulur nasılsa, kaşınmaya gerek yok. kaldı ki öncesi ve sonrası olmayan bir yaratıcının eseriyim ben. ölüm sonum olabilir mi hiç?

2 yorum:

fuste dedi ki...

Yine güzel bir yazı zevkle okuyorum:)

pessoa dedi ki...

teşekkür ederim, ilginize... eksik olmayın:)