2 Aralık 2008 Salı

ıslak ıslık

ayrılmanın, geride kalmanın, ya da çekip giden olmanın, garip bir tadı vardır. olgunlaşmadan tadılmış meyvelere benzer, ekşi bir tadı... karşılıksız sevmek böyle değildir. daha tatminsiz, oburca bir beslenmedir o... oysa vazgeçmek, vazgeçilmek çok başkadır. acı bir meyveyi, acıya acıya tatmaktır, anlamsız bir iştahla, biteviye...
geçmişimiz, geriye dönüp de özlediğimiz acı meyvelerle doludur. geçmişimiz, ardımızdan hiç durmadan çınlayan sonbahar rüzgarı gibidir. göç mevsimi geldiğinde terkedip gitiğimiz yayla evleri gibidir; ardımızdan hep bekler. oysa kim döner, kim ölür bilinmez.
...
günün birinde, karadeniz köylerinin birinde, küçük bir kızla küçük bir erkek çocuğu, bir dere kenarında bulunurlar. (aşkın ne olduğunu bilirler mi dersiniz? bilirmiş olsalar gerek... büyükler arayıp da bulamazken, onlar bir dere kenarında, bir çocukluk serencamının içine buruş buruş saklayıp taşırlar büyümüşlüklerine...)
suyla oynarlar, dereye koca koca taşlar atarlar, sıçrattığı suyun kendilerini ıslatmasına izin verirer, finduk kabuğunu doldurmayacak yüzlerce cümle kurarlar havadan sudan... birlikte zaman geçirmek güzeldir. kız çocuğu ineklerinin adını sayar bir bir... en büyük ineği nasıl korkusuzca sağabildiğinden söz eder, bire bin katarak... çok iyi örgü ördüğünden, camide herkesten önce elifba'yı bitirip Kur'an'a çıktığından, bahçelerindeki armut ağacına kolaylıkla nasıl tırmandığından... çocuk dinler de dinler...
kızın kara lastiği suya düşünce bütün hülya dağılır. şiir de biter, aşk da biter, çocukluk da kapıdan çıkar gider. kara lastik gözden kaybolurken çocuk, kızın yüzüne bakar durmadan. burnunun üstündeki ağlarken oluşan kırışıklıklara, çenesinin aldığı o güzel biçimsizliğe, yüzünün aldığı, çoculuğun en güzel haline, aşkın en güzel haline, sevginin en güzel haline bakar...
-ne bakaysun yuzume, geri zekali...
-...
-koşsana lastiğumun peşinden.
-...
-ben şimdi anama ne deyeceğum?
-ben sana kendi lastiğumi verurum.
-ben ne edeyim senun lastiğuni, salak uşak, defol git başumdan!

lastik gitti... kız çocuğu gitti... çocuk gitti...
çocuk, ilk gençliğinin uzunca bir süresini, o lastiğin peşinden neden gitmediğini sorgulamakla geçirdi. orta yaşına yakın, o lastiğin peşinden gitmediğine, aşkın o ekşi tadını tattığına şükretti.
...
dudağında ıslak bir ıslık... güzeldi hayat, çok şükür...

2 yorum:

H. YÜCEL ERGÜN dedi ki...

Sımsıcak, sevimli, içten, biraz şımarık, harika bir hikaye; su gibi akıcı bir üslup.
Bayıldım:)

Bilerek mi imla kurallarına uymuyorsun yoksa düzeltmeye üşendin mi?

pessoa dedi ki...

teşekkür ederim...
1. üşendim...
2. nokta ve virgüllere, eklere dikkat ediyorum. büyük küçük harflere özenmiyorum. blogtaki yazılarımda özenmemeyi de düşünüyorum.
3. klavyem bozuk... harfleri tam basmıyor bazen ve be çıldırıyorum
:)