28 Ekim 2008 Salı

"ya ağırsa ve ben farkında değilsem..."

ne kadar zamandır yolda olduğunu unutmuştu. bacakları yorulmaya başlamıştı artık. eski gücünün artık onu terketmeye başladığını düşünüyordu o ara, sık sık. ama bu düşünceyi çabucak atıyordu kafasından. öyle ya, onun tek bildiği yoldu. başlangıcı yoktu, sonu mu olacaktı. hem son neydi ki? sahiden neydi?
kışın soğuğunu katık ediyordu bu yalnızlıklı yolculuğa, yazın sıcağını... baharın taze kokusunu daha çok seviyordu. en çok da sonbaharın hüznünü... ama asla rehavete kapılmıyordu. taşıması gereken bir yükü vardı onun. kimi zaman sövüp saydığı, lanetler okuduğu, kimi zaman elinden ah edip inlediği, bütün bunların sonunda özür dilediği, öpüp okşadığı, gönlünü aldığı...
ama bütün bunlara rağmen yükünden kurtulmak şöyle dursun, onu birkaç dakikalığına yere bırakıp dinlenmeyi hiçbir zaman aklına bile yanaştırmadı. öfkesi de sevgisi de bu bağlılık içinde sürdü gitti. aslında ağırlığın ne olduğu, sırtında bir yük olmaması duygusunun ne olduğunu da bilmiyordu. öyle ya, okyanusun derinliklerindeki karanlık sularda yaşayan balık nereden bilsin suyun ne olduğunu.
yürüdüğü yollar boyunca yük taşımayan insanlar görmekteydi bazen. kendi yolculuğuna benzemiyordu yolculukları. ne canhıraş bir telaş, ne de anlamsız bir yüke anlamsız bir bağlılık (bu onların sözleriydi). kimisi balığa çıkıyordu, zevkine, kimisi seyahatlere çıkıyor, kimisi ibadetler ediyor, kimisi gökyüzünde birşeyler arıyordu, ille de bulma kaygısı yaşamadan... alaycı sözleri sevgili yükü tarafından duyulur diye ödü kopuyor, çabucak uzaklaşıyordu kalabalıklardan. aklına gelince, hemen yükünü düşünmeye başlıyor, bağlılığını tazelemeye çalışıyordu. işte onu en çok yoran da bu olmaya başlamıştı son zamanlarda. yükü ağır gelmiyordu lakin, "ya ağırsa ve ben farkında değilsem" düşüncesi bütün gücünü ve dikkatini alıyordu elinden.
adam düşünmemeye karar verdikçe daha da çok düşünmeye başlamıştı.
"ya ağırsa ve ben farkında değilsem..."

0 yorum: